U.S. Wheat Associates’te (ABD Buğday Birliği) Orta Doğu, Afrika ve Avrupa’dan sorumlu teknik müdür olarak görev yapan Peter Lloyd, Değirmenci’ye verdiği özel röportajda, neredeyse yarım asra yaklaşan kariyeri boyunca un değirmenciliğinde tanıklık ettiği büyük dönüşümü, edindiği mesleki dersleri ve yeni nesil değirmencilere yönelik tavsiyelerini anlatıyor. Lloyd’un teknik bilgiyle insan unsurunu birlikte ele alan değerlendirmeleri, değirmenciliğin geçmişine güçlü bir tanıklık sunarken, sektörün geleceği için de değerli bir yol haritası ortaya koyuyor.
Peter Lloyd
Orta Doğu, Afrika ve Avrupa Teknik Müdürü
U.S. Wheat Associates
Yaklaşık yarım yüzyıldır değirmencilikte gelenek, teknoloji ve insan uzmanlığının kesişim noktasında duran Peter Lloyd, sektörün yaşayan hafızalarından biri olarak öne çıkıyor. Geçtiğimiz yıl Uluslararası Operasyonel Değirmenciler Birliği Orta Doğu ve Afrika Bölgesi (IAOM MEA) tarafından “Yılın Değirmencisi” ödülüne layık görülen Lloyd, değirmencilik dünyasında saygınlığı ve birikimiyle tanınan önemli bir isim. Nairobi’de babasıyla birlikte değirmene gittiği çocukluk yıllarından Afrika, Avrupa ve farklı pazarlara uzanan mesleki yolculuğuna kadar Lloyd’un kariyeri, sektörün geçirdiği dönüşümü yakından yansıtan güçlü bir hikâye sunuyor.
Lloyd, sektörün mekanik ağırlıklı tesislerden yüksek otomasyonlu, dijital olarak izlenen ve veriye dayalı operasyonlara doğru evrildiği bir döneme yakından tanıklık etmiş deneyimli bir isim. Ancak bu teknolojik dönüşümün merkezindeki insan unsurunu hiçbir zaman göz ardı etmiyor. Kendi ifadesiyle, “Değirmencilik bir insan işi.” Teknik disiplinini ve değirmencilik felsefesini özetleyen bir başka cümlesi ise oldukça net: “Değirmenci değirmeni yönetmelidir; değirmen değirmenciyi değil.”
Bu söyleşi bu nedenle yalnızca teknik bir röportaj değil; aynı zamanda mesleki yolculuğu boyunca değirmencilik sektöründeki büyük dönüşüme tanıklık etmiş bir ustanın birikimine yakından bakma fırsatı sunuyor. Lloyd, yalnızca bir mühendis, yönetici ve teknik lider olarak değil; karmaşık konuları yıllar boyunca anlaşılır hale getirmiş bir öğretmen olarak da konuşuyor. Onun değerlendirmeleri, makinelerin, diyagramların ve randıman oranlarının ötesine geçerek bir değirmenin gerçek başarısını belirleyen temel unsurlara odaklanıyor: disiplin, merak, eğitim, istikrar ve insana saygı.
Otomasyon, konsolidasyon, dijitalleşme ve yapay zekânın sektörü yeniden şekillendirdiği bir dönemde Lloyd’un bakış açısı, değirmenciliğin geçmişine dair güçlü bir tanıklık, geleceğine dair ise önemli bir perspektif sunuyor. Bu yönüyle röportaj, yalnızca seçkin bir kariyerin hikâyesi değil; sektörü geleceğe taşıyacak yeni nesil değirmenciler için de yol gösterici bir kaynak niteliği taşıyor.
Sayın Lloyd, neredeyse yarım yüzyıla uzanan kariyeriniz boyunca farklı kıtalarda ve çok farklı piyasa koşullarında değirmencilik yaptınız. Sektördeki ilk yıllarınıza döndüğünüzde, sizi un değirmenciliğine çeken şey neydi? Bu mesleğe olan tutkunuzu bugüne kadar canlı tutan unsur ne oldu?
Değirmencilik kariyerim çok erken yaşlarda, hafta sonları Nairobi’de babamla birlikte değirmene gitmemle başladı. O dönemde sistemlerin karmaşıklığı beni gerçekten büyülüyordu. Değirmenlerde hâlâ şaftlı tahrik sistemleri kullanılıyordu. Babamla birlikte şirketin Nakuru ve Eldoret’teki bölgesel değirmenlerine de giderdim. Bu ilgi işte o yıllarda başladı.
Eğitimimi tamamladıktan sonra İngiltere ve Güney Afrika’da Henry Simon bünyesinde on yıl çalıştım. Bu süreçte İngiltere, İrlanda, Nijerya, Güney Afrika, Malavi, Zambiya, Uganda ve Kenya’da değirmenlerin devreye alınmasında görev aldım. Değirmen mühendisliği benim için son derece ilgi çekici bir alandı.
Güney Afrika’da kariyerim boyunca çok önemli dersler aldım. O dönemde satış bölümünde çalışıyordum ve bir değirmen satma fırsatı yakaladım. Geri döndüğümde baş mühendisimiz bana, “Bunu sen sattın, mühendisliğini de sen yapacaksın” dedi. Ardından da, “Mühendisliğini sen yaptın; şimdi inşa et, devreye al ve alıcıya teslim et” diye ekledi. Bu süreç bana, çok az kişinin sahip olabileceği şekilde, bir değirmeni baştan sona görme ve yönetme deneyimi kazandırdı.
Buna ek olarak, 2 kilometrelik demiryolu hattına sahip 55 bin ton kapasiteli beton silo kompleksini inşa eden bir konsorsiyumun da parçasıydık. Böylece un değirmenciliğinin yalnızca üretim tarafını değil, hammadde tedarikine uzanan sürecini de yakından görme fırsatı buldum.
Sanırım başlangıçta tutkumu canlı tutan şey, değirmencilik sanatına duyduğum ilgiydi. Öğretme sevgisi ise daha sonra geldi.
Peter Lloyd, ABD Buğday Birliği Bölge Teknik Direktörü
Aileniz sayesinde değirmencilikle çok erken yaşta tanıştınız. Daha sonra kariyeriniz, saha mühendisliği, tesis kurulumu ve devreye alma çalışmalarından küresel teknik liderliğe uzandı. Bu ilk deneyimler, makinelerin ve proses akışlarının ötesinde, değirmenciliğin gerçekte ne anlama geldiğini kavrayışınızı nasıl şekillendirdi?
Sanırım bunun başlangıcı, değirmenciliğin farklı aşamaları arasındaki etkileşimi görmekti. Bir tarafta tahıl lojistiği, depolama ve farklı buğdayların yapısal kalite özellikleri; diğer tarafta ise nihai ürünün işlenmesi ve pazara hazırlanması yer alıyor. Tüm bu süreçler, kalite kontrol ve kalite güvence sistemlerinin gözetimi altında bir araya geliyor. Değirmencilikte her unsur birbiriyle bağlantılıdır ve bu sistemlerin en verimli şekilde çalışabilmesi için eğitimli, motive ve işini sahiplenen personele ihtiyaç vardır.
Değirmencilik; merak, karmaşık sistemlere duyulan ilgi, disiplin ve kalite anlayışıyla şekillenen bir insan işidir. Bir değirmenin başarısı, onu oluşturan parçaların toplamıyla belirlenir: insanlar, makineler ve sistemler. Ben bir değirmendeki en büyük varlığın insanlar olduğuna inanıyorum. İyi eğitilmiş ve motive olmuş bir ekip, eski bir değirmenden dahi kârlı ve kaliteli un üretebilir. Buna karşılık motivasyonu düşük ve yeterince eğitilmemiş bir ekip, son teknolojiyle donatılmış yeni bir değirmenden bile kârlı ve kaliteli üretim alamaz.
Botsvana’daki görevim sırasında motivasyonun gücünü yakından görme şansım oldu. Çalıştığım şirketin son derece ileri görüşlü bir kurumsal insan kaynakları departmanı vardı ve değirmenler ile toptan satış operasyonları genelinde çok başarılı uygulamalar hayata geçirdi. Bu uygulamalar, şirketin o dönemde Johannesburg Menkul Kıymetler Borsası’nın en hızlı büyüyen şirketlerinden biri haline gelmesine katkı sağladı. Tüm kadrolu personel aynı zamanda şirketin hissedarıydı.
O ilk yıllardan çıkardığım en önemli derslerden biri şuydu: İyi tasarlanmış ekipman ve mükemmel akış diyagramları elbette çok değerlidir; ancak bir değirmenin gerçek performansını, o değirmeni işleten insanların bilgi, motivasyon ve disiplin düzeyi belirler.
BİR DEĞİRMEN USTASININ ALTIN KURALLARI
Ailenizle birlikte değirmencilikle tanıştığınız o ilk yılları düşündüğünüzde, size aktarılan ve bugün hâlâ genç değirmencilerle paylaştığınız özel bir ‘altın kural’ ya da mesleki ders var mı?
Babam bir keresinde bana şöyle demişti: “Her gün, ne kadar küçük olursa olsun yeni bir şey öğren. Değirmencilik hakkında her şeyi bildiğini düşündüğün gün git ve başka bir iş yap; çünkü zihnin kapanmış demektir.” “Değirmende yeri süpüren kişi problemli alanların nereler olduğunu iyi bilir; çünkü oraları o temizler.” “Tavlama doğruysa rahat bir hayatın olur. Doğru değilse değirmende bir problemden diğerine koşup durursun.”
Ve bugüne kadar sahip olduğum en iyi patrondan aldığım ders: “Siz teknik insanların değirmen finansmanına dair anlayışı çok zayıf. Daha yukarılara çıkmayı düşünüyorsanız değirmen finansmanını anlamanız gerekir. Muhasebeci olmanız gerektiğini söylemiyorum; ancak yatırımın geri dönüşü ve finansal tablolar gibi kavramları anlayabilmelisiniz.”
Harry Lloyd first introduced his son, Peter Lloyd,
to the world of milling through childhood visits
to the mills in Nairobi. He
passed away in 1982, but his lessons and
influence continued to shape Peter Lloyd’s
lifelong journey in flour milling.
VERİMLİ BİR DEĞİRMENİN TEMEL İLKELERİ
Yıllar içinde birçok farklı ülkede değirmenlerin tasarımında, devreye alınmasında, yönetiminde ve teknik olarak desteklenmesinde görev aldınız. Tüm bu deneyimlerden hareketle, coğrafyadan bağımsız olarak iyi yönetilen bir un değirmeninin evrensel ilkeleri nelerdir?
Öncelikle, talep edilen nihai ürün türlerine uygun şekilde tasarlanmış güçlü bir akış diyagramı gerekir. Bu süreç, değirmenden beklenen un granülasyonlarının ve kalite parametrelerinin net şekilde anlaşılmasıyla başlar. Aynı zamanda bu unu üretebilmek için hangi buğday kalitesine ihtiyaç duyulduğu da doğru analiz edilmelidir. Bir değirmenin ekonomik ömrü boyunca bir veya iki ilave valsli değirmenin maliyeti, bu kapasiteye sahip olmamanın yaratacağı maliyetle karşılaştırıldığında nispeten önemsiz kalır.
İkinci temel unsur, sağlam şekilde inşa edilmiş ve güvenilir değirmen ekipmanlarıdır. Değirmenci değirmeni yönetmelidir; değirmen değirmenciyi değil. En ucuz ekipman nadiren en iyi seçenektir. Bir ekipman tedarikçisiyle sözleşme imzalamak bir anlamda evlilik gibidir; çünkü önünüzdeki 10 ila 20 yıl boyunca o tedarikçiyle birlikte yol alırsınız.
Bir diğer kritik konu, tutarlı buğday kalitesidir. Fırıncılık sektörü her şeyden önce istikrarlı un kalitesine değer verir. Bu nedenle hammadde kalitesindeki istikrar, nihai ürün kalitesinin sürdürülebilirliği açısından belirleyici öneme sahiptir.
Elbette iyi eğitilmiş ve motive olmuş değirmen personeli de vazgeçilmezdir. “Ucuz iş gücüyle kaliteli sonuç beklenmez.” Değirmen çalışanlarının, değer verdikleri bir şirkete ait olduklarını hissetmeleri gerekir. Aynı zamanda şirket tarafından görüldüklerini ve değer gördüklerini de bilmelidirler. Personelinizle gerçek anlamda ortaklık kurmak, uzun vadede çok güçlü sonuçlar verir.
YENİ NESİL DEĞİRMENCİNİN DEĞİŞEN ROLÜ
Kuzey Afrika, Orta Doğu, Asya ve Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalarda değirmencilerle çalıştınız. Bu geniş deneyimden hareketle, başarılı bir değirmencinin profili son 30-40 yılda nasıl değişti?
Değirmenler 1970’lerden bu yana çok daha büyük ve karmaşık hale geldi. O yıllarda 300 ton/gün kapasiteli bir değirmen büyük kabul edilirdi. 2026’ya geldiğimizde ise toplam kapasitesi 4.500 ton/güne ulaşan çok hatlı değirmenler görüyoruz. Üstelik bu tesislerin bazılarında tüm operasyon yalnızca dört kişiyle yürütülebiliyor.
Benim için herhangi bir değirmendeki en temel gereklilik, değirmencilerin sağlam bir temel eğitimden geçmiş olmasıdır. Güçlü bir temele sahip olmayan bir kişiyi, çok hatlı ve otomasyonlu bir un değirmeninde usta değirmenci olarak yetiştirmek mümkün değildir.
Bugünün değirmencilerinin hâlâ kısmen sanatçı, kısmen bilim insanı, kısmen laboratuvar teknisyeni ve kısmen öğretmen olması gerekiyor. Ancak artık otomasyon ve yapay zekâ gibi yeni teknolojilere uyum sağlamaları da bekleniyor. Bu ortamda sağlam bir değirmencilik altyapısına ve doğal bir meraka sahip olmak her zamankinden daha önemli hale geldi.
Bugünün değirmencileri, milyonlarca dolar değerindeki hammaddeleri işleyen ve yine milyonlarca dolar değerindeki un değirmenlerini yöneten profesyonellerdir. Babalarımızın veya büyükbabalarımızın sahip olmadığı renk ayırıcılar, çevrim içi kalite kontrol ekipmanları ve gelişmiş proses kontrol sistemleriyle çalışıyorlar. Aynı zamanda küresel sertifikasyon standartları doğrultusunda ERP sistemleri içinde faaliyet gösteriyorlar.
Her un değirmeninin kârlılığı, geçmişte olduğu gibi bugün de belli ölçüde değirmendeki ekipman ayarlarıyla belirlenir. Ancak bugün ölçek çok daha büyüktür ve yapılan her ayarın ticari etkisi çok daha belirgin hale gelmiştir.
Bana göre, dünya genelinde gerekli temel eğitime sahip değirmenci açığı var. Bundan daha kritik olan ise hem temel eğitime hem de gerçek saha deneyimine sahip kişilerin eksikliği. Bazı kişilerde yirmi yıllık deneyim değil, bir yıllık deneyimin yirmi kez tekrarı vardır. Bu ikisi aynı şey değildir.
Bu nedenle bugün değirmen personelinin dikkatle seçilmesi kritik önem taşıyor. Bilgisini paylaşacak ve meslektaşlarına rehberlik yapacak kişileri bulmak da aynı derecede önemli. En iyi değirmencilere sahip tesisler, 40 yıl öncesine kıyasla bugün çok daha fazla personel transferi baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Bu da insan kaynakları departmanları için ciddi bir zorluk oluşturuyor. Benim tavsiyem, ihtiyaç duyacağınızı düşündüğünüz kişi sayısının iki katını eğitmenizdir. Şirketinizin gelecekteki ihtiyaçlarını güvence altına almak için nitelikli bir eğitim kurumuna erişiminiz olduğundan emin olun.

TEKNOLOJİ, DEĞİRMENCİLİK SEKTÖRÜNÜ NASIL DÖNÜŞTÜRDÜ?
Sektöre ilk girdiğiniz yıllarda değirmencilik daha mekanik, daha fazla saha deneyimine dayalı ve daha az veriye bağlı bir işti. Bugün ise otomasyon, dijitalleşme, analitik, izlenebilirlik ve akıllı değirmencilik sektörün temel gündemleri arasında. Bu uzun dönüşüm sürecine baktığınızda, sizce değirmencilikte yaşanan en derin değişim ne oldu?
Elektroniğin un değirmenciliğiyle birleşmesi, kariyerim boyunca gördüğüm en büyük değişimlerden biri oldu. Sektörün tamamen mekanik sistemlerden tam otomasyonlu, “lights-out” (karanlık) olarak tanımlanan, yani insansız ya da çok sınırlı personel müdahalesiyle çalışan un değirmenlerine doğru evrildiğine tanıklık ettik. Günlük üretim raporlarından anlık randıman ve kalite verilerine; fan rulmanlarının ne zaman değiştirilmesi gerektiğini söyleyebilen ERP sistemlerine kadar çok büyük bir dönüşüm yaşandı.
Kişisel bilgisayarı ilk kez 1984’te Botsvana’da kullandım ve bunun çok büyük bir şeye dönüşeceğini o zaman hissetmiştim. Ancak 20 yıl içinde tartım cihazlarının bile o dönemdeki bilgisayarlardan daha fazla işlem gücüne sahip olacağını hiç tahmin etmemiştim.
Bugün Fas’a baktığımızda, ülke genelindeki yaklaşık 130 endüstriyel değirmen içinde 200 ton/gün ve üzeri kapasiteye sahip yaklaşık 25-30 büyük endüstriyel un değirmeni bulunuyor. Bu büyük tesisler ulusal öğütme kapasitesinin önemli bir bölümünü temsil ediyor ve sektör büyük ölçüde altı büyük grup tarafından domine ediliyor. Değirmencilik kapasitesindeki bu konsolidasyon, yalnızca Fas’a özgü değil; bölgemizin tamamında gördüğümüz güçlü bir eğilim.
Büyük değirmenler daha da büyürken, toplam değirmen sayısı azalıyor. İç bölgelerdeki değirmenler, taşıma maliyetlerinin daha düşük olduğu kıyı bölgelerindeki tesisler karşısında rekabet gücünü kaybediyor. Gıda güvenliğine verilen ulusal önemin artmasıyla birlikte geleneksel ve artizanal değirmencilik sektörü de giderek daha fazla baskı altında kalıyor.
Çin örneğine bakarsak, kapasitesi 500 ton/günün üzerinde olan 2.500’den fazla değirmen bulunuyor. Bölgede ton başına en düşük ekipman maliyetinin yaklaşık 1.100 ton/gün ölçeğinde ortaya çıktığı görülüyor. Dünyanın diğer bölgelerinde ise bu eşik genellikle 750 ton/gün civarında.
Sektördeki konsolidasyon; verimliliği, ölçek ekonomisini ve teknolojik kapasiteyi artırırken, faaliyet gösteren tesis sayısını azalttı. Aynı zamanda pazarın daha az sayıda büyük oyuncunun kontrolünde toplanmasına yol açtı ve sermaye gücü ile nitelikli insan kaynağının önemini daha da belirgin hale getirdi.
Dolayısıyla kariyerim boyunca sektörümüzdeki üç büyük dönüşümü teknoloji, konsolidasyon ve ölçek olarak özetleyebilirim.

DEĞİRMENDE KÂRLILIĞI DÜŞÜREN HATALAR
Teknik desteğin gerçek değerinin yalnızca proses ayarlarını iyileştirmekten ibaret olmadığını, asıl hedefin değirmenin kârlılığını artırmak olduğunu sık sık vurguluyorsunuz. Sizce değirmenlerin tam kârlılık potansiyeline ulaşmasını hâlâ engelleyen en yaygın teknik ve işletme hatalar nelerdir?
Gördüğüm en büyük hatalardan biri, buğdayın yalnızca FOB maliyetine odaklanılmasıdır. Oysa buğdayın gerçek maliyeti, birinci kırma valsine gelen temizlenmiş ve tavlanmış buğdayın maliyetidir. Buğday maliyetleri karşılaştırılırken protein değerlerinin hangi nem bazında raporlandığı çoğu zaman gözden kaçırılır. Sağlıklı bir karşılaştırma yapabilmek için elmayı elmayla karşılaştırmak gerekir.
Bir diğer önemli hata, protein ve glüten kalitesinden ziyade yalnızca protein ve glüten miktarına odaklanmaktır. Tahıl ticareti çoğu zaman protein miktarı üzerinden yapılır; ancak müşteri memnuniyetini belirleyen asıl unsur protein ve glüten kalitesidir.
Bir diğer yaygın hata, temizlenmemiş buğday bazında hesaplanan randımanın değirmencinin performans ölçüsü olarak kullanılmasıdır. Oysa bu gösterge, değirmencinin başarısından çok şirketin satın alma verimliliğini yansıtır. Değirmencinin yaptığı işin gerçek ölçüsü temiz buğday randımanıdır.
İthalatçı bir şirket için buğday nemi son derece kritik bir konudur. Çünkü dünyanın en kurak ülkelerinde bile su, buğdaydan daha ucuzdur. Ülke içinde düzeltilebilecek bir nem seviyesi için denizaşırı ülkelerden su taşımaya, bunun navlununu ve vergisini ödemeye gerek yoktur.
Bir başka önemli konu da birçok değirmende personelin, şirket kârlılığının temel unsurlarından biri olarak değil, zorunlu bir maliyet kalemi gibi görülmesidir. Değirmen personeline iyi davranmanın ve onlara yatırım yapmanın faydalarını bizzat gördüm; bunun yatırım getirisi son derece yüksektir.
Son olarak, ziyaret ettiğim daha az başarılı un değirmenlerinin çoğunda ortak bir tabloyla karşılaştım: Değirmenci değirmeni yönetmek yerine, değirmen değirmenciyi yönetiyordu. Bu durum genellikle değirmenden hiç tasarlanmadığı bir işi yapmasının istenmesinden ya da kötü bakım nedeniyle artık tasarlandığı işi dahi yapabilecek durumda olmamasından kaynaklanıyor.
BUĞDAY TEDARİKİNDE YENİ RİSK YÖNETİMİ
Uzun yıllardır değirmencilere buğday maliyeti, un fonksiyonelliği ve genel kârlılık arasındaki dengeyi doğru kurma konusunda destek veriyorsunuz. Günümüzün oynak tahıl piyasaları ve artan operasyonel baskıları dikkate alındığında, değirmenciler buğday alım kararlarını nasıl daha stratejik bir yaklaşımla ele almalı?
COVID-19 dünyayı altüst etmeden önce eğilim açık şekilde “just-in-time”, yani tam zamanında lojistik yaklaşımı yönündeydi. Ancak bir değirmenin buğdaysız kalması, değirmencilik işinde yapılabilecek en büyük hatalardan biridir. Bugün ise “just-in-time” yaklaşımından “just-in-case” yani ihtiyata dayalı stoklama anlayışına doğru bir geçiş görüyoruz. Değirmenler daha yüksek stok seviyeleriyle çalışıyor ve ilave depolama kapasitesi inşa ediyor.
1970’lerde bir değirmenin 90 günlük buğday stoku taşıması oldukça yaygındı. Bugün ise birçok ülkede 30-40 günlük stok daha olağan hale geldi. Bu da beraberinde ciddi riskler getiriyor. Suudi Arabistan gibi bazı ülkelerde, COVID-19 benzeri küresel krizlere karşı tampon görevi gören stratejik devlet stoklarına daha fazla odaklanıldığını görüyoruz. Ancak kamu müdahalesi veya desteği olmadan bu yaklaşımı uygulamak çoğu değirmen için kolay değildir.
Bazı değirmenler tedarikçileriyle yıllık anlaşmalar yapıyor. Bu son derece doğru bir yaklaşımdır; çünkü hem satıcıya hem de alıcıya öngörülebilirlik sağlar. Aynı zamanda her iki taraf için de buna bağlı maliyet avantajları yaratabilir.
Risk azaltma, hem tahıl ticaretinde hem de ithal buğdaya bağlı kur riski yönetiminde kritik bir kavramdır. Saygın tahıl tüccarlarının çoğu, tek seferlik “vur-kaç” ticaretten ziyade tekrarlanan ve uzun vadeli iş ilişkileriyle ilgilenir. Çünkü sürdürülebilir ticari ilişki, onların temel iş modelidir. Bu nedenle değirmencilerin güvenilir tedarikçilerle ortaklık kurması ve onlardan nasıl daha iyi alım yapılacağını öğrenmesi büyük önem taşır.

On yıllar boyunca bazı değirmenlerin performansını sürekli geliştirerek büyüdüğünü, bazılarının ise rekabet etmekte zorlandığını gördünüz. Sizce değirmencilik operasyonlarında hâlâ yeterince izlenmeyen ya da hak ettiği önemi görmeyen temel performans göstergeleri hangileri?
Borç oranı, borç/özsermaye oranı, cari oran, asit-test oranı, yatırımın geri dönüşü ve özsermaye kârlılığı gibi temel finansal oranlara ek olarak; temizlenmemiş buğday bazında randıman, temiz buğday randımanı ve nihai ürün randımanı da mutlaka değerlendirilmelidir. Çoğu zaman değirmen kapasite kullanımına hak ettiği önem verilmez. Oysa randıman oranları ve kapasite kullanımı, değirmen kârlılığını önemli ölçüde etkiler.
Aynı şekilde, bir değirmenin toplam kredi yükü ve buğday ya da un stoklarını elde tutmanın maliyeti, diğer açılardan iyi yönetilen bir tesisin kârlılığını bile olumsuz etkileyebilir. Kredili satışları azaltıp bunların yerine iskonto mekanizmaları geliştirmek, oldukça kazançlı bir strateji olabilir.
Benzer şekilde, değirmenciler zaman faktörünün finansal hesaplamalar üzerindeki etkisini her zaman yeterince dikkate almaz. “Peşin satış” olarak görülen bir işlem bile, evrak süreçleri tamamlanana kadar fiilen 30 günü bulabilir. Teslimat sırasında kâğıt evrak yerine elektronik transfer sistemlerine geçilmesi, değirmenin nakit akışında ciddi bir iyileşme sağlayabilir.
Son olarak, personel devir oranı her zaman bir değirmenin kurumsal sağlığını gösteren sessiz göstergelerden biri olmuştur. Çalışanların en mutlu olduğu ve en başarılı değirmenlerden bazıları, aynı zamanda personel devir oranı en düşük olan tesislerdir. Değirmencilerinize iyi bakın; bunun yatırım getirisi son derece yüksektir.
BAŞ DEĞİRMENCİNİN YERİNİ YAPAY ZEKÂ MI ALACAK?
Bugün geleneksel değirmencilik bilgisi ile Endüstri 4.0 ve yapay zekâ uygulamaları giderek daha fazla iç içe geçiyor. Sizce dijitalleşme ve otomasyon, usta değirmencinin sezgisinin ve onlarca yıllık deneyiminin yerini alabilir mi? Yoksa bu teknolojiler ancak güçlü bir değirmencilik bilgisiyle birleştiğinde mi gerçek değer yaratır?
Norveç’te 1979 yılında ilk otomatik “lights-out” değirmeni inşa ettiğimiz zamanı hatırlıyorum. Bu gerçekten devrim niteliğinde bir gelişmeydi. Bugün ise bu tür değirmenler artık rutin hale geldi. Dijitalleşme ve otomasyon, bu tesislerin çalışabilmesinin temel koşulu.
Daha önce Çin’in Xiamen kentinde ziyaret ettiğim 4.000 ton/gün kapasiteli değirmenden söz etmiştim. Paketleme, paletleme ve dikey depo dahil olmak üzere tüm tesis, yalnızca dört personelle son derece başarılı şekilde çalışıyor. Bu bilim kurgu değil; bugün yaşadığımız gerçeklik.
Kendi deneyimime göre yapay zekâ benim için harika bir yardımcı oldu. Daha fazlasını, daha hızlı ve daha iyi yapmamı sağladı. Peki bir gün baş değirmencinin yerini alacak mı? Umarım almaz.
Benim gördüğüm tablo şu: Yapay zekâ ve otomasyon, usta değirmencilerin çok büyük değirmenleri daha az sayıda personelle yönetmesine imkân sağlayacak. Böylece değirmendeki dört kişilik ekibin içinde baş değirmenci ve vardiya değirmencisinin mutlaka yer alması sağlanabilecek.
Yapay zekâ belki bir gün baş değirmencinin yerini alabilir; ama umarım bu ancak ben ölüp gömüldükten sonra olur. Ve umarım o zaman cennette bir su değirmeni işletiyor olurum.

GELECEĞİN DEĞİRMENCİLERİ HANGİ NİTELİKLERE SAHİP OLMALI?
Yarının değirmenlerine liderlik edecek yeni nesil değirmenciler hangi temel becerilere ve nasıl bir zihniyete sahip olmalı?
Bana göre yeni nesil değirmencilerde şu özellikler bulunmalı:
- Öncelikle, tanınmış değirmencilik eğitim merkezlerinden birinde alınmış sağlam bir un değirmenciliği temel eğitimi şart olmalı. Bunun yanında bilgisayar ve teknoloji kullanımında yüksek düzeyde rahatlık, yapay zekâ konusunda ise en azından belli bir deneyim gerekli.
- Yeni nesil değirmencilerin doğal olarak meraklı, değirmendeki sorunları hızlı ve etkili şekilde teşhis edebilen, iyi bir ekip oyuncusu olan kişiler olması gerekir. İdeal olarak, aynı zamanda doğal bir öğretmen içgüdüsüne sahip olmaları da büyük avantajdır.
- Bunlara ek olarak hassasiyet, öz disiplin ve kendi kendine inisiyatif alabilme becerisi de son derece önemlidir.
Bu özelliklerin doğrudan akademik profille ilgili olmadığının farkındayım. Ancak ilk maddede belirttiğim temel eğitim bu konuyu zaten belirli ölçüde çözer. Çünkü bu eğitim süreci, değirmencilik kariyerine uygun olanlarla olmayanları birbirinden ayırır.
GENÇ DEĞİRMENCİLERE BİR USTANIN TAVSİYELERİ
Bugün değirmencilik sektörüne adım atan gençlere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
- Öncelikle, un değirmenciliğinin harika dünyasına hoş geldiniz derim. Bu meslek beni dünyanın farklı bölgelerine götürdü; bana farklı ülkeleri ve kültürleri, hayal edebileceğimin çok ötesinde tanıma imkânı verdi.
- Her gün, ne kadar küçük olursa olsun, yeni bir şey öğrenin. Değirmencilik hakkında her şeyi bildiğinizi düşündüğünüz gün, gidip başka bir iş yapın; çünkü o noktada zihniniz kapanmış demektir.
- Değirmende yeri süpüren kişi, sorunlu alanların nereler olduğunu çok iyi bilir; çünkü onları temizleyen odur. Bu nedenle değirmende herkesin gözlemi değerlidir.
- Tavlama doğruysa işiniz kolay olur. Doğru değilse değirmen içinde bir sorundan diğerine koşup durursunuz.
- Teknik kökenden gelen arkadaşların çoğu, değirmen finansını yeterince iyi anlamaz. Eğer organizasyon içinde daha üst pozisyonlara ilerlemek istiyorsanız, değirmen finansını anlamanız gerekir. Muhasebeci olmanız gerektiğini söylemiyorum; ancak yatırımın geri dönüşü gibi kavramları anlayabilmeli ve finansal tabloların şirket hakkında ne söylediğini okuyup yorumlayabilmelisiniz.
- Değirmenci değirmeni yönetmelidir; değirmen değirmenciyi değil.
- Un müşterileri her şeyden önce tutarlılığa değer verir.
DEĞİRMENCİLİĞİN DEĞİŞMEYEN GÜCÜ
Tüm bu yolculuklar, değirmenler, projeler, eğitimler ve tanıştığınız insanlar düşünüldüğünde, bugün küresel un değirmenciliğinin geleceğine dair size hâlâ umut veren şey nedir?
Bana umut veren şey, bugün gördüğümüz tüm teknolojiye, ölçeğe ve konsolidasyona rağmen un değirmenciliğinin temelde hâlâ bir insan işi olmasıdır. Dünyanın farklı bölgelerinde meraklı, disiplinli ve yaptığı işle gerçekten gurur duyan genç değirmenciler, mühendisler ve fırıncılarla tanışmaya devam ediyorum.
Sağlam bir temel eğitim; modern araçlar, otomasyon, dijital kalite sistemleri ve artık yapay zekâyla birleştiğinde, her zamankinden daha güvenli, daha verimli ve daha tutarlı çalışan değirmenler görüyoruz. Bu sektör her zaman değişime uyum sağladı ve bugün bunu bir kez daha yapıyor.
İnsana yatırım yapmaya, bilgiyi cömertçe paylaşmaya ve bize emanet edilen hammaddeye saygı göstermeye devam ettiğimiz sürece, değirmenciliğin gelecek nesiller için hayati, sürdürülebilir ve değerli bir sektör olmayı sürdüreceğine inanıyorum.